
COMMENTS
-
İktisat Üzerine Tutucu Düşünceler
Türkiye kamuoyunda ender de olsa iktisat bilimi tartışılmakta, basında iktisat üzerine yazılar çıkmaktadır. Küresel krizin patlak vermesinden sonra dünyada olduğu gibi Türkiye’de de iktisat biliminin nasıl olması gerektiği konusunda daha çok tartışma yapılır hale geldi. Bu yazılar temel olarak iki eksende gelişti. Birinci görüşe göre, neo-klasik iktisat yaklaşımı yanlıştı ve Keynesyen yaklaşıma geri dönülmesi gerekiyordu. İkinci yaklaşıma göre ise, iktisat bilimi tamamen felsefiydi, metodolojik yanlışlar üzerine kurulmuştu ve yeni bir iktisat yaklaşımı geliştirilmeden makro ekonomik kuramın “işe yarar” olması mümkün değildi. (Devamı İçin Tıklayınız...)
(30 Kasim 2009)
-
Homo-Economicus Neden Yalan Söyler?
Yalan, “doğru olmadığı bilinen bir durum ya da ifadenin karşı tarafça doğru olarak algılanmasınıamaçlayan” eylemin adıdır. Yalan genellikle bir gerçeği örtbas etmek, yanıltmak, abartmak, kafa karıştırmak, dezenformasyon ve benzeri amaçlarla söylenir. Ender görülen bir durum olarak yalan ‘masum’ nedenlerle de söylenebilmektedir. Bu tür yalanlara ‘beyaz yalan’ adı verilmektedir. Örneğin trafik kazasında yaralanan kadına eşinin öldüğünü söylememek beyaz yalandır. Yalan söyleyen taraf kişi, topluluk veya kurum olabilir. Aynı şekilde yalan söylenen taraf da kişi, topluluk veya kurum olabilir. Örneğin kişi bir kuruma ya da bir kurum bir topluluğa yalan söylüyor olabilir. (Devamı İçin Tıklayınız...)
(30 Ekim 2009)
-
Küresel Kriz Türkiye Ekonomisini Teget mi Geçti?
Bundan bir yıl önce 15 Eylül 2008 tarihinde Lehman Brothers’ın iflas etmesiyle küresel kriz resmileşmiş oldu. Hükümet o günlerde iddialı bir açıklamada bulunarak küresel krizin en az Türkiye ekonomisini etkileyeceğini “teğet geçecek” deyimi ile ilan etti. O günden sonra hükümet yanlıları ile hükümet karşıtları arasında uzun ve sonu gelmeyen tartışmalar yaşandı: küresel kriz Türkiye ekonomisini teğet mi geçmişti yoksa derinden sarsmış mıydı? Bir yıl sonra 16 Eylül 2009 tarihinde hükümet yeni bir orta vadeli ekonomik program açıklarken küresel krizin Türkiye ekonomisini teğet geçip geçmediği hala tartışılıyordu. (Devamı İçin Tıklayınız...)
(18 Eylül 2009)
Ödemeler Dengesi Hesaplarinda Ne Oluyor?
ABD’de başlayan kriz 2008 yılı yaz sonunda küreselleşti. O günden beri ekonomistler Türkiye ekonomisinin ödemeler dengesi kırılganlıkları nedeniyle ciddi bir krize gireceğini beklediler. Ancak 30 Temmuz 2009 tarihi itibariyle bu süreçte TL ciddi bir değer kaybına uğramadı. 1.20‐1.30 bandında dolaşan dolar önce 1.50, sonra da 1.70 bandına çıktı. Ancak hemen sonrasında 1.50 bandına geri döndü. Bugünlerde 1.50’nin altını bile zorluyor. 2008 ve 2009 boyunca pek çok ekonomist Türkiye’nin IMF ile (stand‐by) anlaşması yapması gerektiğini söyledi. Nedeni basitti: (Devamı İçin Tıklayınız...)
(30 Temmuz 2009)
-
Türkiye’nin Dış Ticaretinde Yaşanan Stratejik Kırılmalar
T ürkiye ekonomisinin dış ticaretinde aralıklarla stratejik kırılmalar yaşanmaktadır. Bu kırılmalar dış ticaret yanında siyasi ve toplumsal değişim ve dönüşümleri ve Türkiye ekonomisinin kırılganlıklarını göstermesi açısından çok önemlidir. Bu yazımızda Türkiye’nin dış ticaretindeki ülke sıralamalarını analiz ederek Türkiye ekonomisinin son yıllarda yaşadığı stratejik kırılmaları ve bunların ileride neden olabileceği sıkıntıları ve darboğazları analiz etmeye çalışacağız. Öncelikle Türk dış ticaretinde ülke sıralamasını nasıl yaptığımızı belirtelim. İlk aşamada 1992-2008 yılları arasında Türkiye’nin ithalat ya da ihracatının %90’ını ifade eden ülkeleri belirledik. Ülkelerin sıralaması her yıl değiştiği için 2008 yılını baz (referans) yıl alarak 1992-2008 yılları arasında listede sürekli yer alan ülkeleri tespit ettik. İşte bu ülkelerin 1992-2008 sıralama değişimlerine bakarak stratejik kırılmaları ortaya koymaya çalıştık. (Devamı İçin Tıklayınız...)
(22 Haziran 2009)
-
Türkiye Nasıl Bir Üreticidir?
T ürkiye ekonomisinin dünya ekonomisi içindeki yerini tespit etmek için Türkiye’nin nasıl bir üretici olduğunu belirlemek gerekir. Dünyada hiçbir ülke ne üreteceğini—tamamen kapalı ekonomi olmadığı sürece—kendi başına ve bağımsız kararıyla belirleyemez. Küresel ekonomi kendi dinamiklerini ülke ekonomileri üzerinde dikte eder ve ulusal ekonomiler bu dinamikler çerçevesinde dünya üretiminde yer alırlar. Özü itibari ile hangi ülkenin hangi malı üreteceğini belirleyen temel dinamik fiyat rekabet gücüdür. Kim aynı mal ya da hizmeti daha ucuza satarsa elbette dış pazarlara o hâkim olur. Peki, fiyatı ne belirler? (Devamı İçin Tıklayınız...)
(21 Mayıs 2009)
-
Türkiye Neden Büyümüyor?
Bir önceki yazımızda “Türkiye Büyüyor mu?” diye sormuş ve göreli olarak aslında Türkiye’nin büyümediğini göstermiştik. Bu yazımızda bu olgunun arkasındaki nedeni ortaya koyacağız. Neoklasik yaklaşıma göre iktisadi büyüme üretim (gelir) artışını ifade eder ve özünde sermaye birikimi ve teknolojik değişim tarafından belirlenir. (Devamı İçin Tıklayınız...)
(17 Nisan 2009)
-
Türkiye Büyüyor mu?
Makro iktisat çılar için reel Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla (GSYH) bir ekonominin performansının en önemli göstergesidir. Bu değerin zaman içinde yüzdelik değişimi bize iktisadi büyümeyi verir. Reel GSYH ve onun büyüme oranı refah seviyesinin ve değişiminin en önemli göstergeleridir. Bu nedenle çok önemlidirler. Türkiye ekonomisi de büyümektedir. Bundan elli yıl önce bırakın otoban ya da otoyolu, asfalt yol bile azdı. Pek çok yerde at arabası insan ve yük taşınmasında kullanılır, süt ve yoğurt “köylü kadınlar” tarafından kapımıza getirilirdi. Şişe’de meyve suyu içmek bir ayrıcalıktı; paranız olsa dahi bir malı bulmanız mümkün olmayabilirdi. (Devamı İçin Tıklayınız...)
(4 Mart 2009)
Yeni Hastalıklar Eski Reçeteler ile Tedavi Edilemez–2
31 Ocak 2009 tarihli yaz ımızda yeni hastalıkların eski reçetelerle tedavi edilemeyeceğini iddia etmiştik. 2 Şubat 2009 tarihli yazımızda ise Keynesyen analiz yöntemini kullanarak şu anda küresel
(13 Şubat 2009)
düzlemde yaşanan iktisadi sıkıntıyı tanımlamıştık. Bu yazımızda ‘eski reçete’ olarak adlandırdığımız Keynesyen politikaların önerdiği çözüm önerilerini ele alacağız. Elbette yazımızın başlığı açıkça ifade ettiği gibi eski reçeteler yeni hastalıkları tedavi etmek için kullanılmamalıdır. Ancak iktisat alanyazını şu anda yeni bir reçete öneremediği için eski tedavi yöntemlerini ele almak en mantıklı başlangıç noktasını oluşturmaktadır. Zaten bugün uygulanan politikalar da Keynesyen yaklaşımdan oluşmaktadır. (Devamı İçin Tıklayınız...)
-
Yeni Hastalıkların Eski Yöntemlerle Tanısı
Bir önceki yazımızda “Yeni Hastalıklar Eski Reçeteler ile Tedavi Edilemez” demiştik (bakınız 31 Ocak 2009 yazımız). Bu yazımızda—biraz çelişiyor gibi gözükse bile—bugün küresel düzeyde yaşanan sıkıntıları eski yöntemleri kullanarak açıklamaya çalışacağız. Bunu yaparken iki ciddi nedenimiz var. Birincisi, ekonomistlerin pek çoğu, hangi akım ya da yaklaşımı benimserse benimsesin ve ne denli ileri teknikler kullanırsa kullansın, iş güncel ekonomik gelişmeleri yorumlamaya ve açıklamaya gelince Keynesyen yöntemleri kullanmaktan kaçınmaz hatta yeğler. İkincisi, ki bu bizim iddiamızdır, şu anda dünya ekonomisinin eşiğinde olduğu krizi açıklamak için kullanılabilecek bir yaklaşım/ kuram henüz mevcut değildir... (Devamı İçin Tıklayınız...)
(2 Şubat 2009)
-
Yeni Hastalıklar Eski Reçeteler ile Tedavi Edilemez1
D ünya ekonomisi bugün bir ciddi bir sıkıntı içindedir. Sıkıntı ABD’de konut piyasasında başlayan ‘geri dönmesi mümkün olmayan kredilerin’ ciddi bir meblağa ulaşması ile ortaya çıkmıştır. Konut kredisi piyasasının türev piyasalar aracılığıyla tüm finans piyasasının elini kolunu bağladığı ortaya çıkınca yüzyıllık aracı kurumlar ve bankalar sapır sapır dökülmüş ve iflas bayrağını çekmişlerdir. ABD finans piyasası ile bütünleşmiş AB finans ve bankacılık piyasası da aynı sıkıntıyı yaşamaya başlamıştır. Gelinen noktada ciddi bir belirsizlik ortamı ortaya çıkmış ve dolayısıyla özel tüketim ve yatırım harcamaları ciddi bir talep kırılması yaşamıştır. Dolayısıyla reel ekonomi de sıkıntıya girmiştir... (Devamı İçin Tıklayınız...)
(31 Ocak 2009)

